Köy Enstitülerinin 79. Kuruluş Yıldönümünde Artvin Eğitim İş Temsilciliğinden Kutlama Etkinliği


Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 79. Yılı nedeniyle Artvin Eğitim İş Sendikası İl Temsilciliği bir etkinlik düzenleyerek kahvaltıda buluştu. 

Köy Enstitüsü’nden mezun olan Osman Altun(89) ve Nizamettin Akın(87)ve daha sonra öğretmen okullarından mezun olan Hasan Yavuz, Yalçın Temiz kahvaltı programın katılarak, duygu ve düşüncelerini paylaştılar.

 Etkinliği ADD Artvin Şubesi Başkanı Ayla Varan, ASS Eski Başkanı ve CHP İl Başkanı Ahmet Biber,  Baro Başkanı Ali Uğur Çağal, Emekli öğretmen Şair Yalçın Temiz, Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, ve davetliler katıldı. 3 yıl önce aynı adreste yapılan buluşmanın ardından bu yıl ki buluşmada 2017 yılında kaybettiğimiz Osman Peker ve Mahmut Delikanlı’nın fotoğrafları afiş olarak asılarak anıldı. Buruk bir buluşma yaşandı.

         Kahvaltı sonrası Açılış konuşmasını Eğitim İŞ Artvin Şubesi İl Temsilcisi  Filiz Karakuş, Yılmaz yaptı. Yılmaz  Köy Enstitülerini anlatan bir şiirle başladığı  konuşmasında; “Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 79. Yılı nedeniyle bugün burada bir araya geldik. Davetimize katıldığınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Özellikle Şavşat’tan, Artvin merkezden gelen Köy Enstitülü değerli öğretmenlerimize özellikle teşekkür ediyorum. 3 yıl önce Osman ve Mahmut öğretmenimiz bizimle birlikteydi. Burada konuşmalar yaptılar, Köy Enstitülerini anlattılar. Onları saygıyla, rahmetle anıyorum. Fotoğraflarını afiş olarak astık, yad ettik. Eğitim İş Genel Merkezi’nin  günün anlam ve önemini anlatan ortak basın açıklamasını sizlerle paylaşmak isterim;

Emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı kazanıldıktan sonra çağdaşlaşmanın ve aydınlanmanın, silahla kazanılan bağımsızlığın teminatı olduğunun bilincinde olan Cumhuriyet’i kuranlar, “Köy Enstitüleri” modeli ile bunu uygulamaya koydular.

Köy Enstitüleri, “köye öğretmen ve köye yararlı diğer meslek erbabını” yetiştirmek üzere 1937 yılında açılmaya başlandı. 17 Nisan 1940 yılında da 3083 sayılı yasayla, Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kuruldu.

Köy Enstitüleri hareketinin temel ideolojisi; yüzyıllarca ihmale uğramış köy insanına, kendi yazgısını değiştirecek bilinç ve beceriyi kazandırmaktı. Eğitim bunun bir aracı idi. Asıl amaç, köy insanının bilinçlendirilmesi ve canlandırılmasıydı. Çünkü okur-yazar olmayan bir toplum ile Atatürk Cumhuriyetinin hedefi olan çağdaş uygarlığa ulaşılamazdı. İşte Köy Enstitüleri ile bu eksiklik giderilmeye çalışılmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın sınıra dayandığı koşullarda, devlet bütçesinin ve genç işgücünün olası savaşa odaklandığı bir ortamda kurulan enstitülerin parasal kaynağı, sadece Devlet bütçesinden ayrılan payla değil, buralarda yaşayan özverili öğretmen, yönetici, işçi ve öğrencilerin emeği ile yaratıldı. Bu özveri sayesinde enstitülerde 1937-46 yıllardı arasında 723 bina yapıldı, on binlerce dönüm çorak ya da bataklık arazi işlenerek buralardan bol ürün elde edildi.

Öğrenciler; öğreniyor, öğrendiklerini uyguluyor ve üretiyordu. Bu dönemde köy çocukları eğitildikten sonra köylerine tarımda, sanatta, zanaatta ve sağlık alanlarında öğretmen olarak geri gönderildi.

Yüzyıllardır horlanmış köy çocuklarından yazarlar, şairler, müzisyenler, bilim adamları çıkmaya başlamıştı. Anadolu uyanıyordu. Köy Enstitüleri’nden yetişenlerin yaktıkları çoban ateşleri Anadolu’yu aydınlatmaya başlamıştı. Ancak bu yüksek dinamizm ve Cumhuriyetçi kadronun kazandırdığı ivme gerici ve tutucu egemen güçlerden tepkiler almaya başlamıştı.

Ülkenin toplumsallaşma sürecini kolaylaştırmak için gerçekleştirilen Köy Enstitüleri girişimi, kazandığı onca olumlu sonuca karşın dinsel değerlerin çöküşüne neden olduğu gerekçesi ve komünizm geliyor korkutmalarıyla tamamlanamadı. Önce bilinçli olarak içi boşaltılan ve yozlaştırılan Köy Enstitüleri kapatılarak Anadolu’nun en önemli aydınlanma projesi ortadan kaldırıldı.

Köy Enstitüsü işlemesini sürdürseydi, ulusal egemenlik ve ulusun tam bağımsızlığı zedelenmeyecek; her yurttaş, kul olmaktan kurtulup, ülkenin onurlu yurttaşı olma bilincine ulaşacak; laik, sosyal hukuk devletinin hizmetlerinden her yurttaş yararlanacak; köy-kent arası uçurum kalkacak; kadın-erkek arasındaki hak eşitliği yerleşecek; insan, çocuk ve emekçi hakları tam olarak verilecekti. Sabahattin Eyüboğlu’nun “Köy Enstitüleri, bozkırda ağaç dikmek ve tutturmaktır” diye tanımladığı, Hasan Ali Yücel’in “Bu bizimdir, kimseden almadık; bizden alsınlar” diyerek milli ve özgün bir proje olduğuna işaret ettiği Köy Enstitüleri, pek çok yabancı bilim adamının da dikkatini çekmiş, akademik çalışmalara konu olmuştur. UNESCO da bu modeli gelişmekte olan ülkelere tavsiye etmiştir.

Bugün öğretmen yetiştirmeden başlayarak eğitim sisteminin yaşadığı pek çok sorunun kaynağında Köy Enstitüleri’nin kapatılması yatmaktadır. Köy Enstitüleri’nin kapatılması ülkemizdeki aydınlanma sürecinin durdurulması ve demokratik işleyişin sekteye uğratılması anlamına gelmiş, genel anlamda da demokrasimizin derin bir yara alması sonucunu doğurmuştur. Enstitülerin kapatılması Türkiye’nin aydınlanma tarihinde gericiliğin zaferi olarak yerini almıştır.

Ne yazık ki, o gerici anlayışın uzantıları bugün de işbaşındadırlar. AKP iktidarı döneminde uygulanan politikalarla eğitimin niteliği düşürülmüş, çağdaş, bilimsel, akılcı, laik eğitim sistemine büyük bir darbe vurulmuştur. 4+4+4 eğitim sistemi ile Cumhuriyet’in temeli olan “Öğretim Birliği” parçalanmış, laik, bilimsel, parasız ve ulusal eğitim yok edilmiş, okullarımız medreseye döndürülmüştür. Siyasi iktidar,  çocukları medrese eğitimi ile “itaatkar”, “biat eden”  kullar haline getirmeye çalışmaktadırlar.

Bugün Köy Enstitüsü ruhunu yeniden yakalamak ancak çağdaş, üretken ve demokratik eğitim yöntemini ulusal eğitim sistemimizin her aşamasına uygulayarak; eleştiren, sorgulayan çağdaş bireyler yetiştirmekle olur. Üretken ve yaratıcılığın desteklendiği eğitim anlayışı bugün yaşadığımız eğitim sorunlarının da çözümü olarak görülmelidir. İşte o zaman Atatürk’ün ve cumhuriyetin öğretmenlerden istediği ‘Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesilleri yetiştirebiliriz.

79. Kuruluş Yıldönümünde Köy Enstitüleri’nin ilerici, demokrat ve aydınlanmacı geleneğine sahip çıkıyoruz. Eğitim-İş olarak amacımız; Köy Enstitülerinin felsefesi, heyecan ve ruhunu okullarımızda yaşatmak, tüm yurtta cumhuriyetin, aydınlanmanın ateşini yeniden yakmak, ülkemizin geleceğine umut ve ışık olabilmektir. Cumhuriyet öğretmenlerinin yegane örgütü Eğitim-İş, Mustafa Necati’den, Hasan Ali Yücel’den, Fakir Baykurt’tan, hepsinden önemlisi Başöğretmenimiz Mustafa Kemal’den devraldığı bu görev ve sorumluluğu yerine getirme azim ve kararlılığındadır.”

 Köy Enstitüsü Mezunu olan Emekli öğretmen Osman Altun (89)”Köy Enstitüleri, gerçekten çok iyi bir eğitim sistemiydi. Öğretme, eğitme ve uygulamaya dayanıyordu.  İlk Cilavuz’a gittiğimizde bizi kayıt yapmadılar. Gerekçe İlkokulu şehirde okuduğumuzdu. Gnlşerce yaya olarak yürdüğümüz okuldan kayıt yaptırmadan dönmek çok ağır gelmişti. Geri döndük çaresiz 3 kişiydik by durumda olan. Şavşat’ta Ardanuçlu Bekir Hazar adında  bir şef vardı. O bize bir kağıt verdi.  Arapça yazılıydı. Bunu Okul Müdür Yardımcısına gizlice verin dedi.  Biz yeniden gittik. Orada yazan şey, “Bu çocuklar her gün 2 saat yol yürüyerek okula gelmekte, aynı şekilde 2 saat geriye doğru giderek okumuşlardır. Bu çocuklar şehirde okumuşlarsa da köy çocuklarıdır.” Bu yazı bize kayıt imkanı sağlamıştı. İyi ki Köy Enstitüsü mezunu olduk.  Burada Osman Peker ve Mahmut Delikanlı arkadaşlarımızı saygıyla, özlemle, rahmetle anıyorum. Onların fotoğrafını buraya asarak bizi hem mutlu ettiniz hem de duygulandırdınız. Sizlere teşekkür ediyorum.” Dedi.

 Ardından kısa bir konuşma yapan Nizamettin Akın (87)” Ben bir anımı anlatayım.  Emekli olduktan sonra Kazım Karabekir Lisesi’nde çocuklara Köy Enstitüleri hakkında bilgi verirken, bana bir soru geldi. Köy Enstitüleri kapanmasaydı, Türkiye ne olurdu? Bunun cevabını şöyle vermiştim.” Şayet Bu enstitüler kapanmasaydı, Türkiye, İlimde, fende, sanatta, kültürde her alanda dünyanın bir numarası olurdu. Bu iddiamı aynı şekilde sürdürmekteyim. Çünkü bu eğitim sisteminde öğrendiğini uygulama imkanı vardı. Üretmeye dayalıydı. Ezbere hiçbir şey yapılmazdı. Uygulaması olmayana hiçbir eğitim sisteminin başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu sistemlerle eğitim veren ülkelerin kalkınması da mümkün değildir. Bunu başta ülkeyi yönetenler olmak üzere, herkes çok iyi bilmelidir.”dedi.

         Emekli öğretmen Hasan Yavuz(74) Köy Enstitülerinin teori ve pratiği aynı anda uygulayan ve günümüzde bir çok ülkenin benimsediği bir eğitim sistemi olduğuna dikkat çekti, Yavuz;”Köy Enstitülerinde arıcılık öğretiliyorsa. Teori sınıfta uygulama bahçemizdeki arılıkta olurdu. Ana arı hangisi, işçi arı nedir? Görevleri, hasatlıları, bal sağımı, “a” dan “a” ye her bilginin uygulaması yapılırdı. Bu nedenle Köy Enstitüleri efsanesini konuşuyoruz.” dedi.

 Yalçın Temiz de yazdığı Köy Enstitüleri” şiirini okudu. Günün anısına çekinilen fotoğrafın ardından program sona erdi. ÇP

Bu haber 2.625 kez okundu.